Son yirmi yıldır ülkemizde, uyuşturucu kullanımı ile rock müzik ve arabesk müzik dinleyicileri arasındaki ilişki üzerine sayısız çalışma yapıldı, bu müzik tarzlarında üretilen eserleri dinleyenlerin şiddet yanlısı ve saldırgan kişiler olup çıktığının altı çizildi; imdi bunalımdaki kişilerdi bunlar bu çalışmalara göre. Bu çalışmaları yürütenlerden kimileri bu iki müzik tarzında üretilen eserleri modern dünyânın yeni uyuşturucusu olarak tanımlamak gerektiğini hem de belgeleriyle birlikte(!?) ortaya koydu(!?), bu araştırıcılara bakılırsa müzik de artık bir eğlence vâsıtası olmaktan çıkarak insanları boşluğa sürüklemenin bir aracı olmuş(!?). İmdi bu çalışmalarda hemen her defâsında fatura bu tarzlarda üretilen eserlere ve bunları icrâ edenlere çıkartıldı. Ne var ki bu çalışmalar gençliğin neden bunları dinlemeyi tercih ettiğini aydınlatmaya yetmiyor; hem üstelik müzik hakkında birtakım refleks değerlendirmelerin benimsenmesine de zemin hazırlıyor.

Günümüzde oldukça fazla sayıda müzik tarzı var; hattâ müzik tarzları kendi içlerinde bile oldukça fazla alt türlere sâhip. İmdi târih boyunca müzik tarzları hep çeşitli biçimlerde karşımıza çıktı: bunlardan kimileri toplumsal muhalefet ve başkaldırıyı, kimileri otoriteye direnişi, kimileri de belirli bir siyâsî ideolojinin propagandasını dile getirdi. Bana sorarsanız müzik tarzları aslında birer değerlilik tasarımı içerir; bu tasarımların birer ifâde aracıdır. Nitekim değerlilik tasarımları nelerin değerli nelerin değersiz olduğuna ilişkin tasarımlardır: bu tasarımlar ‘şunlar değerli, bunlar değersiz’ diyerek insanın değerini ve yapılması gerekenlerin ne olduğunu belirlediğini iddiâ eder. Bu iddiâlar da insanın evrendeki diğer canlılar arasındaki kendine özgü yerine ve amaçlarına ilişkin tasarımlardır. İmdi belirli bir müzik tarzında üretilen eserleri dinlemeyi tercih edenler; yâni onlarda estetik beğeni bulanlar da aslında o tarzın örtük, yedirilmiş veya külçeler hâlinde dile getirdiği değerlilik tasarımını olumlayanlardan başkası olmasa gerek.

Müzik tarzları ile bu tarzlarda üretilen eserleri dinleyenler arasındaki ilişkileri inceleyen çalışmalarda dikkat edilmesi gereken asıl nokta şu olsa gerek: hangi müzik tarzının hangi değerlilik tasarımını içerdiği doğru bir biçimde saptanmalı ve ancak bundan sonra bu eserlerde dile getirilenlerin neden olumlanmakta olduğu kurcalanmalı. Ne var ki rock müzik ve arabesk müzik tarzı ile bu tarzlarda üretilen eserleri dinleyenler arasındaki ilişkileri inceleyen çalışmalarda bunlar çoğu zaman gözden kaçıyor. Müzik tarzlarına içerdikleri değerlilik tasarımları üzerinden değil de eğlenme biçimi olarak bakmak müziğin salt eğlence vâsıtası olduğu ve onun insan dünyâsı için bir şey ifâde etmediği yollu sayıltıları da haklı çıkartabiliyor. Hâl böyle olunca bu tasarımlar hakkında değil; bu tarzlarda üretilen eserler ve bunları icrâ edenler hakkında birtakım hesaplaşmalar yürütülür. Çoğu zaman da yasakçı zihniyet küçük zaferler kazanarak büyük felâketleri önleyeceği sayıltısına kapılır; tıpkı bir zamanlar TRT’nin arabesk müzik tarzında üretilen eserlere ve bunları icrâ edenlere koyduğu vetoda olduğu gibi.

İmdi rock müzik ve arabesk müzik tarzı ile içerdikleri değerlilik tasarımları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu tarzlar ile bu tarzlarda üretilen eserleri dinleyenler arasında kurulan ilişkileri sınamak için realitede olup bitenlere şöyle bir bakalım:

*

Rock müziğin kökleri 50’lerin ortalarında Amerika’da yaygın olan ragtime, blues, country gibi alt müzik tarzlarının sentezlenmesine dayanır. Bunların sentezlenmesindeki son adım Rhtyhm and Blues (R&B) olarak adlandırıldı. Robert Johnson’un yaptığı çalışmalar R&B’nin doğuşunu hızlandırdı. Me and the Devil Blues ile Hellhound on My Trail isimli şarkıları da Johnson isminin duyulmasını sağladı. Onun elinde şekillenen bu müzik tarzı daha sonraları Rock’n Roll olarak anılmaya başlandı; bu adı da beyazlar koydu. Hedef kitlesi ergenlik dönemi Amerikan gençliği ve ana teması da ergenliğe adım atan gençlerin sorunları olan bu müzik tarzına popülerliği de yine beyazlar kazandırdı.

Elvis Presley ismi Rock’n Roll târihinde bir dönüm noktasıdır. Heartbreak Hotel’la adını duyuran Presley müzikâl kariyerine R&B’yle başladı ve ergenlik dönemi gençliğine hitâp etmeyi de başardı. Presley zamanla müziğindeki “gürültülü” Rock’n Roll tınılarını bir kenâra bıraktı; nitekim buna benzer bir şeyi daha sonraları pek çok Rock’n Rollcuda da görürüz.

Presley’in 1958’de askere gitmesiyle gündeme yeni bir isim geldi: Bob Dylan. Dylan da yine ergenlik dönemi gençliğini hedef kitle olarak gördü ve 60 gençliğinin lîderi unvânına sâhip oldu, “başkaldırı müziği”nin temsilciliğine soyundu; nitekim otoriteye ve yaygınlaştırılmak istenen herşeye başkaldırdı. Dylan’ın müziğinde savaşın anlamsızlığı, beyazlar ile siyahlar arasındaki düşmanlığın saçmalığı, yaşamın güzelliği vb. temalar ön plâna çıktı. 60’lı yıllarda çıkarttığı Blowin in the Wind ile The Times They Are a Changin isimli şarkıları da toplumsal muhalefetin marşları olarak görüldü. Ancak Dylan’ın müziğinde ritim ve armoni kalıplarında çeşitlilik yoktu; imdi Dylan’la birlikte daha önce müzikâl bir sentezle karşımıza çıkan Rock’n Roll artık belirli ritim ve armoni kalıplarının yinelendiği bir müzik tarzı hâline geldi ve politikleşmeye başladı.

Amerika’da doğan Rock’n Roll, İngiltere’ye geldiğinde İngiliz gençliği bu müzik tarzından bir anda etkilendi; bunda kuşkusuz Beatles ve Rolling Stones gibi isimlerin katkısı büyük olmuştu. Love Me Do, Please Please Me ve I Want to Hold Your Hand isimli şarkıları Beatles’ı İngiliz gençliğinin gözünde bir numara yaptı. Rolling Stones da işe R&B’la başlamıştı. 1965’te çıkarttıkları I Can’t Get No da taşıdığı blues tınılarıyla meşhurdur. Öte yandan bu iki grup zaman içinde yavaş yavaş Rock’n Roll ritim ve armoni kalıplarından uzaklaşarak R&B’nin içerdiği müzikâl sentezi bir kenâra bırakıp rock müziğin doğmasını sağladı. Özellikle de Rolling Stones’un seslendirdiği şarkılarla ahlâkî değerlere kafa tutması bu müzik tarzının giderek “toplumla problemi olanlar” ile bağımlılar arasında tercih edilmesi gibi bir durum yarattı.

60’ların sonu dünyâ gençliğinin siyâsî olaylara duyarlılığının oldukça arttığı bir târih kesitiydi. Bunun böyle olmasında ABD’nin Vietnam’da yaptıkları etkindi. Bu dönemde de hedef kitlesi gençler olan rock müzik tarzı artık yoğun bir biçimde politik meseleler hakkında görüşlerin ortaya atıldığı ve insanların bilinçlendirilmesinin amaçlandığı bir müzik tarzı hâline geldi. İmdi bu tarzda eserler üretenler ve dinleyicileri kendilerini dünyâ gerçekleri karşısında birşeyler yapmak zorunda hissedenlerdi ve tesellîyi de iki alternatif yerde aradılar, bunlar: Uzakdoğu mistisizmi ve uyuşturucu maddeler. İlerleyen dönemlerde tüm rock müzik dinleyicilerinin uyuşturucu bağımlısı olduğu yollu görüşler de dünyâ çapında yaygınlık kazanmaya başladı.

70’lere girerken kurulan Pink Floyd ve Deep Purple gibi rock müzik grupları bu müzik tarzının popülaritesini arttırdı, pazarı da oldukça genişletti. 70’lerin ortalarında ise bu işten ekmek yiyenlerin sayısı çok daha artmıştı. Ne var ki bu durum aynı zamanda da sektöre yeni girişlerin önlenmesi gibi bir sonuç doğurdu: bu grupların hemen tüm plâkları olağanüstü satış trendlerine sâhipti. Bu trendler plâk şirketlerine sektöre yeni isimler kazandırmak yerine bu grupların plâklarını ve hattâ isimlerini pazarlamakla meşgûl olmaları gerektiğini düşündürdü; böylelikle bu şirketler müzik alanında küreselleşmeyi de başlattı. Yerel çapta kurulan rock müzik grupları da bu gruplara öykündü. Üretilen şarkılar da artık neredeyse tek ve aynı kalemden çıkıyormuş gibi bir hâl aldı. Öte yandan rock müziğin bir para kazanma aracı hâline dönüştürülüp sömürüldüğüne inananlar da punk müzik tarzının doğmasını sağladı.

80’lerde rock müzik tarzının altında yer alan heavy metâlin yükselen trendiyle karşılaşırız. Bu yıllarda Batı müziğindeki toplumsal eleştiri ve başkaldırının adresi heavy metâl oldu. Bu tarzda üretilen eserlerde işlenen temalar da daha çok çeşitli ideolojilerin propagandası ve sadîzim ile uyuşturucu bağımlılığıydı. Heavy metâlcilerin en belirgin özelliği de küfürlü şarkı sözleri yazmalarıydı.

İmdi bu çerçeve içinde düşündüğümüzde rock müziğin değerlilik tasarımını târihsel süreçte geçirdiği devinimi de hesâba katarak şu şekilde çıkartabiliriz: insan türünün üyeleri ergin olmakla birlikte dünyânın gidişâtı hakkında karar verebilecek kişiler olma yolunda ilerler. Erginleri toplumsal baskı mekanizmaları boyunduruğu altına almamalı, erginler kendi kararlarını özgürce vermelidir. (Robert Johnson, Elvis Presley) İnsan türü bu dünyâda güzellikleri yaşamak için vardır, tüm insanların bu güzellikleri yaşamasının önündeki tüm engeller de kaldırılmadır. İmdi etnik-yerel-ırkî vb. farklılıklar bir tarafa bırakılmalıdır; çünkü insanın değeri her yerde bir ve aynıdır. Hiçbir politik sorun da bu güzellikleri yaşamayı engelleyici bir çözüme kavuşturulamaz. (Bob Dylan) Hiçbir ahlâkî değer de bu güzellikleri yaşamaya engel olmamalı, toplumsal baskı mekanizmaları da bu güzellikleri yaşamak isteyenlerin önünde çin setti gibi dikili durmamalıdır. (Rolling Stones) Bunlar yapıldığı taktirde yaşam anlamını yitirir; artık herşey kötüdür, saçmadır ve insanların bunlara katlanışı da ancak uyuşturucuyla mümkündür. İntihar ise ölmeyi değerli bulmaktır; oysa ki değerli olanlar ancak bu dünyâdadır ve bunları yaşayamayacaksak bunları yaşayabileceğimiz bir gelecekte uyanmak üzere kendimizi uyuşturalım. (heavy metâlciler)

*

Arabesk müzik tarzı için realiteye baktığımızda karşılaştığımız tablo ise şu: başlangıçta Mısır’dan gelen sinema filmlerinde Türkçe versiyonu seslendirilen şarkılar için kullanılırdı arabesk. Ancak arabesk müzik daha sonraları ana vatanı Türkiye olan bir müzik tarzını anlatmak için kullanılır oldu. Arabesk müzikle 50’lerin sonlarına doğru Nuri Sesigüzel’le tanıştık; ancak bu bir ilk adımdı: bu müzik tazı Orhan Gencebay’la birlikte anılır oldu. Daha sonraları bu kervâna Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Hakkı Bulut ve Gökhan Güney de katıldı; günümüzde ise Hâkan Taşıyan arabesk müziğin önde gelen isimlerinden.

Orhan Gencebay’ın müzikâl kariyerine veya Türk insanının son otuz yılının panoramasına bakmadan önce ülkemizde arabesk müzik tarzının kök saldığı ortama; bu müzik tarzının popüler olmasını sağlayan artalana şöyle bir bakalım:

Demokrat Parti iktidârıyla birlikte Türkiye büyük bir şantiyeye dönüştürüldü. Şehirlere yapılan yatırımlar sâyesinde yükselen yaşam kalitesi(!?) şehirlerimizi insanımızın gözünde daha iyi yaşanılabilir bir yer olarak düşündürdü. Köyden şehre göç furyası başladı. Kırsal kesim ile şehirliler arasındaki sosyolojik farklılıklar da ötekiyle anlaşmanın güç olduğuna ilişkin bir inanç doğurdu. Bu göç dalgasıyla banliyölerde yeni yerleşim alanları yaratıldı. Ekonomik nedenler de şehir içinde yaşamaya pek imkân tanımıyordu. Başta taşı toprağı altın(!?) olan İstanbul’un olmak üzere gelişmiş şehirlerin nüfusu hızla artıyor; ancak şehirlerde yaşayanlardan şehirli olanların nüfus oranı hızla düşüyordu, şehirler varoşlarla genişliyor, artık kendilerini ne şehirli ne de köylü bulanların sayısı katlanarak artıyordu. Konaklamak için gecekondudan başka bir alternatifi olmayan bu insan kitlesi geldikleri yerlerden çok daha zor yaşam koşullarıyla karşılaştı; nitekim tapusuz arâzîye kurdukları evleri kanalizasyon ve diğer belediye hizmetlerinden yoksun, temiz içme suyu bulmakta ve eve ekmek *********ürmekte zorlanan, çoğu imam nikâhlı olduğu için çocuklarını (nüfus kağıdıyla ilgili birtakım sorunlardan dolayı) okula gönderemeyen, bunları aşıp gönderseler bile masraflarını karşılayamayan ailelerdi bunlar.

Gün geçtikçe oy avcılığına artık iyicene soyunan politikacılar gecekonduculara tapu dağıtmaya başladıkça şehirlerde yaşamanın daha câzip olduğu düşünüldü, hâliyle de bu göç dalgası durmak bilmedi. Bu dönemlerde (de) ülkemizde piyasa ekonomisine doğru bir geçiş süreci tetiklenmekteydi. İmdi köyden şehre göç etmiş bu ucuz işgücü kapitalist sermâyenin elinde ağır bir biçimde sömürüldü. Yerleştirilmek istenen piyasa ekonomisinin dinamikleri olan değer yargıları (örneğin “sermâye artışı yolunda yapılan herşey iyidir”, “para en yüksek değerdir” vb.) da ahlâklılığın(!?) önündeki engelleri ortadan kaldırdı; imdi para kazanmak için yapılan her bir şey mûbah olunca ahlâksızlara(!?) pek rastlanmıyor; ortalık ahlâklıdan geçilmiyor(!?). Bunlardan en fazla zarar görenler de köyden şehre yeni göç etmiş ve kendilerine bir anlamda yabancılaşmış, umudu yitik insanlardı. Orhan Gencebay’ın hedef kitlesi de işte bu insanlardı:

Orhan Gencebay isminin yeni yeni duyulmaya başlandığı o dönemlerde daha çok Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziğine büyük bir ilgi vardı. Kırsal kesim THM’ni, şehirliler de TSM’ni tercih ediyordu. Bu dönemde gençler arasında Batıdan estirilen hafif müzik rüzgarları da pop müziğe küçük çapta bir ilgi uyandırıyordu. Ne var ki bu müzik tarzlarından hiçbiri köyden şehre göç etmiş, artık ne köylü ne de şehirli olabilen geniş halk kitlelerinin beğenisine hitâp etmiyordu: kendilerinden birşeyler bulamıyorlardı bu müzik tarzlarında üretilen eserlerde. Köyden şehre göç dalgasının sürdüğü bu yıllarda arabesk müzik başka bir müzik tarzının popüler olmasına geçit vermeyecek kadar bizdenlik(!?) taşıyordu. Bu gidişât 80’lerin sonlarına doğru devletin müzik alanında olup bitenlere müdahâle etmesine yol açtı; bu müzik tarzının değerlilik tasarımı devletin yârınlarını güven altına alacağı düşünülen piyasa ekonomisinin geleceği için tehlikeliydi çünkü(!?).

Arabesk müzik tarzı 60’ların sonlarından îtîbâren, köyden şehre göç etmiş ve şehirliler tarafından hor görülen, dışlanan ve ter kokulular biçiminde nitelendirilerek aşağılanan kimselerin bir ifâde aracı oldu. Orhan Gencebay besteleri ve filmleriyle bu kimselerin bir idolü hâline geldi. Bu kimseler aslında dürüst ve nâmuslu kimselerdi; ancak şehirliler tarafından saflıkla(!?) suçlandılar; nitekim zaman içinde piyasa ekonomisinin değer yargılarının yerleşmesiyle dürüstlük artık aptallık, nâmusluluk da enâyilik olmuştu. İmdi Orhan Gencebay’ın hedef kitlesinin şehir yaşamına ayak uyduramayışının en önemli nedeni de bu ahlâklılık tasarımının bu kişilere ters gelmesiydi; ters geldiği için şehirlerin içine giremediler, girmeye çalışanlar da kendi ahlâklılık tasarımlarından vazgeçip piyasa ekonomisinin ahlâklılık tasarımını benimsediler. Öte yandan varoşlarda kendi ahlâklılık tasarımlarını yaşamaya çalışanlar da bunu gerçekleştiremeyeceklerini düşündüklerinde daha büyük hayâl kırıklıkları yaşadılar ve melânkolik bir yaşam sürmeye başladılar. İmdi arabesk müziğe varoş müziği, gecekondu müziği, bunalım müziği vb. isimler takılmasının nedenleri de buralarda gizli.

Orhan Gencebay ortaya koyduğu eserlerde işte bu insanların sorunlarını anlatıyordu. İmdi arabesk müzik tarzı artık salt müzikâl incelemelere değil; aynı zamanda sosyolojik incelemelere de konu olmaya başladı. Öte yandan “Orhan Baba” bu insanları tesellî etmeyi de başarabilmişti: özellikle de kader üzerinde önemle durması ve bu insanlara kendi kaderlerini kabûllenmeleri gerektiğini(!?) hatırlatması onlara moral veriyordu. Zaman içinde bu müzik tarzında çile, keder, feleğin oyunu, mahpushâne gibi temalar da onun sâyesinde ön plâna çıktı ki bunlar da piyasa ekonomisinin değer yargılarına bayrak açıldığı bir değerlilik tasarımının oluşturucu öğeleriydi:

İmdi bu serimlediklerimin ardından arabesk müziğin değerlilik tasarımını da şu şekilde çıkartabiliriz: insanların daha güzel bir yaşam sürdürmeyi istemeleri en tabiî haklarıdır. Bu haklarını kullanmalarının önündeki engeller kaldırılmalıdır. İnsanlar daha iyi bir dünyâda yaşamak için alın terleriyle çalışmalı, üretmeli ve paraya tapan kişiler olmaktan uzak durmalıdır; imdi bunları yapmak değerli, yapmamak değersizdir. Daha iyi bir dünyâda yaşamak isteyip de piyasa ekonomisinin değer yargılarına göre yaşamak istemeyenlerin bunları gözeterek yaşayanlar tarafından dışlanması, aşağılanması onların kaderidir. İmdi bu insanlar kendi kaderlerine boyun eğmelidir, onlar bu dünyâda çile dolu bir yaşam sürdürseler de bu değer yargılarına karşı gelmeli, onlara ayak diremelidir. Hem de bedeli ne olursa olsun; çünkü değerli olan budur; imdi hangi yapıp etmemizin değerli olup hangisinin değersiz olduğunu anlamamızı sağlayacak kriter budur. Değerli olduğunu sandığı bir yaşam sürdürmek için sevdiklerinizin sizi terk etmesine, erkek kardeşlerinizin kaçakçılık yapmasına, kız kardeşlerinizin kötü yola düşmesine vb. aldanmayın; bu yapılanlardan hiçbiri gerçek anlamda değerli değildir. Değersiz olanların değerliymiş gibi sunulduğu bir dünyâysa eğer yaşadığımız dünyâ; o hâlde batsın bu dünyâ!..

*

Bu iki müzik tarzı hakkında realiteye baktığımızda işte bunları gördük. İmdi bu noktada şöyle bir karşılaştırma yapmak mümkün: bu iki müzik tarzı toplumsal muhalefetin ve başkaldırının bir aracı olmak bakımından kesişiyor, salt muhalefet ve başkaldırının içeriği ve bunların gerçekleştiği coğrafyalar farklı. Rock müzik tarzında üretilen eserlerde işlenen temalar daha çok gençlikle ve gençliğin sorunlarıyla ilgiliyken, arabesk müzik tarzında üretilen eserlerde işlenen temalarda çeşitlilik var. Rock müzik tarzının Batıda târihsel süreç içinde hareketli bir geçmişi ve rockçıların da birbirlerini tamamlayan değerlilik tasarımları olduğunu görmemize karşın, arabesk müzik tarzının yerinde sayan bir geçmişi var. Rock müzik tarzında târihsel süreç içinde müzikâl farklılıklar ortaya çıkarken, benzer bir duruma arabesk müzik tarzı için rastlayamıyoruz. İmdi rock müzik tarzının içerdiği değerlilik tasarımı neredeyse her on yılda bir yeniden değerlendirilmiş; fakat arabesk müzik tarzının içerdiği değerlilik tasarımı hiçbir zaman yeni bir değerlendirmeye tâbi tutulmamış. Bu da gösteriyor ki bir müzik tarzında ortaya çıkan müzikâl farklılıklar da o müzik tarzının içerdiği değerlilik tasarımının yeniden değerlendirilmesine dayanıyor.

Öte yandan bu müzik tarzında müzikâl farklılıkların ortaya çıkmamasının nedenlerini biraz daha yakından irdelediğimizde karşımıza şunlar çıkıyor: bu müzik tarzına; daha doğrusu bu tarzın dile getirdiği değerlilik tasarımına devlet tarafından veto konuldu, bu tarzda üretilen eserler ve bunları icrâ edenler halkın gözünden düşürülmeye çalışıldı, bu kimselerin adları TRT’nin yasaklılar listesine yazıldı. Arabesk müziğin bu yolla engellenebileceği sayıltısı aslında bu tarzda üretilen eserleri dinleyenlerin (ya da bu değerlilik tasarımını olumlayanların) o dönemin siyâsî iktidârı tarafından oturtulmaya çalışılan piyasa ekonomisinin geleceğini baltalamasının önüne ancak bu yolla geçilebileceği yollu bir başka sayıltıya dayanıyordu. Arabesk müzik tarzı yerine pop müzik tarzında eserler üretenlere sunulan imkânlar da bu tasarımın toplumun geleceği için tedirgin edici bir biçimde kemikleşmesinin önüne geçmeyi amaçlıyordu(!?); imdi televole kültürünün yerleşmeye başladığı süreç de bu politikalardan cesâret alanların bu işleri ilerleterek yol açtığı pop müzik patlamasına çok şey borçlu.
Her bir müzik tarzı çeşitli toplumlarda çeşitli çağlarda veya târihin çeşitli kesitlerinde popüler olmayı başarabilir; hattâ kimi zaman farklı müzik tarzları aynı târihsel kesitte aynı derecede popüler olabilir. Bir coğrafyada belirli bir dönem popüler olmuş bir müzik tarzı aynı coğrafyada başka bir târih kesitinde de yine popüler olabilir. Müzik tarzlarının birer değerlilik tasarımı içermesinden ötürüdür bütün bunlar; imdi bir toplumda belirli bir çağda veya târihinin belirli bir kesitinde hangi değerlilik tasarımı veya tasarımları benimsenmekteyse onu veya onları dile getiren müzik tarzları popüler oluyor; bu da demektir ki müzik salt eğlence vâsıtası değildir!.. Gerek rock müzik tarzının gerekse arabesk müzik tarzının içerdiği değerlilik tasarımları da çeşitli toplumlarda çeşitli çağlarda veya târihin çeşitli kesitlerinde çeşitli taraftarlar bulabilir; bu çok tabiîdir. Müzik tarzlarından kimilerini yasaklamaya çalışmak demek toplumsal muhalefet ve başkaldırının, ahlâkî değerlerden duyulan sıkıntıların vb. ifâde edilmesini engellemeye çalışmak demektir. Bunların yasaklanmasına gerekçe olarak sunulanlar ise ancak birer sonuçtur, neden değil ve asıl önemli olan da bu tarzlarda üretilen eserlere ve bunları icrâ edenlere bayrak açmak değil; bunların ifâde ettiği değerlilik tasarımlarıyla hesaplaşmak ve bunu yaparken de ekonomik, siyâsî, toplumsal, kültürel, târihsel vb. olgu ve olayları gözden geçirmektir. İmdi bunlar olmadığında veya yapılmak istenmediğinde bu müzik tarzlarında üretilen eserlerin icrâ edilmesi belki bir nebze engellenebilir; ancak bu değerlilik tasarımlarının başka ifâde araçlarıyla dile getirilmesi aslâ!..

Görünen o ki bu müzik tarzlarında üretilen eserleri dinlemekten keyif alanlara her çağda ve her toplumda rastlayabiliriz (adı arabesk müzik olamasa bile onun değerlilik tasarımını içeren başka başka müzik tarzları da dünyâ coğrafyasında elbette var!..); çünkü bu değerlilik tasarımları (da) neyin/nelerin değerli olduğunu araştırmak isteyenlerin önüne hep bir rehber gibi dikilir; nitekim dikilecektir de. ..